Billura Sevda

0

Siyah kasvete, siyah şüpheye, siyah yalana kim metfun olur ki? Kara kutu kara kâbuslara hangi gönül âşık olur?

Kan rengi kırmızıya, kan kırmızı yaraya, kor gibi kırmızı ateşe kim gönül verebilir ki? Sadece yara ve ateş kırmızı değil. Acının, ıstırabın, sükûtun, çığlığın ve gözyaşının rengi de kırmızı değil mi? 

Siyah ve kırmızı demişken ayrılığın, gurbetin, anlığın ve solmuşluğun rengi olan sarı… Hani ölümün, kısalığın, akşamın ve batışın rengi olan sarı… Hani bitkin ve bitap ruhların simgesi olan sarı…

Ben sarılardan altın sarısına hayranım. Çünkü o, dirilişin rengidir. Çünkü o, bolluğun ve refahın, huzurun ve mutluluğun, cömertliğin ve merhametin yani sevdanın rengidir. Hangi ölü kalbe dokunur dokunmaz hemen dirilten iksirdir. Bir de ne yapacağını, hangi yöne gideceğini bilmeyen, çaresiz ve kırık gönüllere rehberdir o. 

Duruluğun, paklığın, saflığın, dürüstlüğün, haklılığın rengi olan beyaza hayranım.  Beyaz ki, gökçek yüzlü insanların yüzündeki aklığa hayranım. İyilik beyazına ve hoşgörü aklığına metfunum.

Bir de gece parçalarıyla örülmüş yüzlerden ziyade, mutluluk beyazı yüzlerinde huzurun bir simgesi olarak parıldayan çehrelerindeki metafizik renge aşığım. Yani nura…

Ruhun pervaz ettiği demde turkuaz gökteki miraç tedaili rengi severim. O zaman mavi ton bir heybet ve ululuk çizgisi taşır. Bir sonsuzluk imajı oluşur ruhumda. Fakat bu ışığını yitirmemiş bir mavidir. Belki de yeşile, bahar yeşiline gebe bir renktir kim bilir?

Yeşil rengin her tonuna sevdalıyım. Sarı sonbaharı silip süpüren ve ışığıyla her filizi firuze diriliş ibrişimleriyle dokunan bu renk beni mest eder.

Asla göğermiş gözlerle haşrolan kara çehrelileri sevmem. Gözlerindeki ışığı yitirmiş, ruhlarındaki nuru kaybetmiş gök gözlerindeki çığlık simgesi rengi sevmem. Teni beyaz olsa da düşüncesi siyah olan insanlardan da hiç hoşlanmam.

Fakat ben ruh dünyama yelken açınca renklerin tasallutundan kurtulmak isterim. Hepsini hayalimden silmek isterim. Billur bir sabaha uyanmak için renkleri hayal penceremden kovarım. Mavi kırlangıcı, kınalı bülbülü, siyah kartalı, sarı kanaryayı ve beyaz güvercini hepsini hayal odamdan uçururum.

Sonra bu renklerin silindiği, seslerin, şekillerin ortalıktan çekildiği gönül dünyamdan billurdan bir iklim örerim. O an dualarım, gözyaşlarım ve düşünce sarayım billurdandır. Gönül seherim artık elmas zerreleriyle örülmüştür. Saf ve temiz bir dünya kurarım. Ve dem, özüme çekildiğim demdir. Vakit, otokritik iklimine demir attığım vakittir. Sonsuzluğa yelken açtığım o anlarda renklerden hoşlanmam. Zira renklerin her görüntüsü bir pranga gibi geçer gönlümün bileklerine, kalbimin ayaklarına, ruhumun kanatlarına. Mahkûm ederler beni renkler o lahuti dakikalarımda. Bu sebepten ilk olarak renkleri dışlarım iç dünyamdan.  Onların bukağısını kırarım ve zevale savururum.

Saf, duru ve berrak şeylerin tebessüm eden çehrelerini ararım. Melek gibi, ruh gibi. Beni meşgul edecek elvanı sebayı istemem gönül dünyamda. Onlar uyusun, onlar bir köşeye çekilsin, onlar sessiz kalsın isterim doğuşun mebdei olan safi sabahlarımda.

Tefekkürün dölyatağı olan manaya çağrı senfonisinin meltem parçalarından kristalleştiği o billur cezir anlarında hasret ipliğiyle çekerim ben. Ne yeşilin baharı hatırlatan gözleri, ne mavinin heybet panoraması, ne beyazın gökçek çehresi, ne nur sarının altın bakışlı ve ne de nur nakışlı haleti beni meftun etmez, kendine çekmez. Sadece saf duru, tertemiz bir iklim bir kadeh dolusu ruhumun dudaklarına verilsin isterim.

Sitemlerin, hafakanların, kadere isyan okların, karmakarışık sis ve duman lifleriyle örülmüş, dünyanın karamsar, karabasan örtüsünü bir kenara savurup elmas filizleri gibi o billur iklime uyanmak isterim. Ruhumun gözlerine diriliş toprağından bir sürme çekmek için.

Latif ve mücella bir sevgilinin iklimine, billurdan bir burakla yücelmek, billurdan bir refrefle yükselmek, billurdan kanatlarla sidreyi geçmek, billurdan bir aşk duasıyla kab-ı kavseyne ulaşmak isterim.

Benlik renginden dava duruluğuna, nefis kargaşasından kardeşlik gündüzüne, günah labirentinden, sevap ve hayır sabahına, zevk ve eğlence kancasından kurtulmak isterim.

Billur sevdanın aşkıyla ruhumu hak ve hakikattin yoluna sermek istiyorum. Ruhumda çimlendirdiğim metafizik çiçeklerinin yapraklarından çiy damlaları dokunmak isterim. O şebnemlerden bir çağlayan oluşturup, çölde kalmış susuzluktan bitkin ve bitap düşmüş sahra yolcularına sunmak isterim.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here