Demokrasi İslamla bağdaşır mı?

1
gündogdu

Demokrasi; kaynak olarak halk iradesine dayanan, amaç olarak toplumun iyiliğini hedefleyen, yönetim olarak ise demokratik diye adlandırılan birtakım usullerle çalışan siyasal bir yönetim tarzıdır.

“Demokrasi putu İslam’la bağdaşmaz” diyerek, otoriter rejimlere ve diktatörlere arka çıkmayı, zulmü ve zalimleri alkışlamayı, din sayan zavallı müslümanların karışık düşüncelerinin berraklaşması amacıyla yazdık.

Demokrasi’nin batı kaynaklı ve batıdan yayılmış olmasından haraketle önce batılı düşünürlerin sözlerileri ile başlayalım.

Ünlü filozof Popper, “Fazilet esas itibarıyla başkalarına duyulan saygıdır. Her insan küçük bir dünyadır. Fakir bir demokrasi, müreffeh bir aristokrasi veya monarşiden daha iyidir. Aynı şekilde hürriyet de esaretten daha iyidir. Biz mutluluğun, hürriyetin bir meyvesi olduğuna inanıyoruz. Ancak bu hürriyet kanunsuz yaşamak demek değildir” diyor.

Nitekim Sokrat, demokratik bir toplumu, bir demokrat olarak tenkit etmeye devam etti ve ilkelerine inancının hesabını hayatıyla ödeyerek insanlığa unutulmaz şu dersi verdi: Adaletin kurbanı olmak, başkalarına adaletsiz davranmaktan iyidir.”

Winston Churchill kendine has esprisiyle, “Demokrasi, hükümet şeklinin en kötüsüdür, ama insanlık henüz daha iyisini bulamamıştır” demiş, ayrıca demokrasi düşmanı diktatörlerle ilgili şu haklı görüşleri sarf etmiştir:

“Diktatörler koşturmalarını kaplanların sırtında yaparlar, inmeye de cesaretleri yoktur, ayrıca kaplanlar da gittikçe acıkmaktadır. Bu diktatörleri tahtlarında askerlerinin süngüleri, polislerin copları ile görürsünüz. Kendilerini dünyaya güvenç ve övünç ile gösterirken içleri korkuyla doludur. Onlar vatandaşlarının söz ve düşüncelerinden korkmaktadırlar. En ufak bir harekette kaçacak delik ararlar.”

Yine Churchill’e göre, “Diktatör, acil durum canavar çocuğudur, tek bir adamın yaptığı fetişist bir ibadettir“.

Totaliter idareler, memleketlerinde ve insanlarının ruhunda kapanmayacak yaraların izlerini bırakırlar. İktidarını muhafaza uğruna bir diktatörün yapmayacağı şey yoktur. Öncelikle memleketin problemlerini çözme sorumluluğuna genellikle katlanamazlar.

Yüce dinimiz her türlü diktatörlüğü ve despotizmi kesinlikle yasaklamıştır. Kur’an şöyle diyor: “Krallar, girdikleri ülkeyi bozar ve halkını zelil ederler” (Neml Suresi, ayet 34.)

Öncelikle şu nokta bilinmesi gerekir. İslam bir dindir. Demokrasi ise bir yönetim biçimidir.

Dolayısı ile İslam bir yönetim biçimi önermemiş, ancak yönetimin evrensel ilkelerini ortaya koymuştur. İlk döneminde uygulanan yönetim biçimi, eşitlik temeline dayanır.

Müslümanlık’ta adalet, eşitlik, işleri ehline vermek (liyakat ) vardır. Danışma vardır. Din, vicdan ve fikir hürriyeti vardır. İnsanlık için bunlar vazgeçilmez unsurlardır.

Demokratik ülkelerde insanın hür olarak doğduğu tarzında formüle edilen yaklaşım ile İslam’ın, “insan yaşamak için doğar” kaidesi arasında amaç bakımından bir fark yoktur.

Burada İslam’ın başka bir özelliği de vardır. Kişinin bireysel yanının kabulünden başka toplumsal boyutuna da atıfta bulunan bir açılımı söz konusudur. Yani, İslam’da birey de, mülkiyet de, hürriyet de vardır.

Diğer taraftan topluluk ruhu da vardır. Bir toplumu oluşturan unsurlar arasında farklı bilgi, inanç ve değerler de vardır. Bu farklılıkların çatışma sebebi olmamasını sağlayan ise yine İslam’ın getirdiği engin hoşgörüdür. İslam, demokrasi ve hürriyet kavramlarının kesişim noktası da bu hoşgörüdür (Bakara, 2/256).

Günümüzde insan hakları söyleminin temelini, insanların eşitliği düşüncesi oluşturmaktadır. Ve insan hakları temeline dayanmayan bir söylemin evrensel düzeyde kabul ve başarı şansı hemen hemen hiç yoktur. İnsan haklarına ilişkin talepler temelde, insanın değerinin korunmasıyla ilgili taleplerdir.

Bütün bunları bir araya getirdiğimizde demokrasinin İslam dininin özüne en uygun yönetim tarzı olduğunu görüyoruz.

Öncelikle şu tespiti yapmak gerekir: İnsan hakları meselesi, İslamiyet’in önemle üzerinde durduğu bir husustur. Modern demokrasileri hayata geçiren programlar, modern yaşayışın bir eseri olarak kabul edilen haklar ile Kur’an-ı Kerim ve sahih sünnetin insanlara getirdiği haklar arasında bir aykırılık yoktur. Temel insan hakları açısından tam bir mutabakat vardır.

İslâm, devlet ve yönetim biçimlerine ilişkin bir belirleme getirmek yerine, genel ilke ve amaçlar koymakla yetinmiş, insanlara da hem bu ilke ve amaçları hem de zamanın şartlarını dikkate alarak kendi yönetim biçimlerini belirleme ve düzenleme hakkı ve yetkisini bırakmıştır.

Bugün gelinen noktada dünyada adaletin, insan haklarının gerçekleşmesini objektif olarak sağlamaya en uygun yönetim biçiminin demokrasi olduğu sadece felsefi değil, insanlığın tecrübeler ile de sabittir.

Vesselam.

Bilgi için Bkz: Mehmet Nuri Yılmaz, 20 Temmuz 2007, Hürriyet.

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here