‘İçki içmenin hükmü’ konusunda Tarihselcilik var

5

Hem zor bir konu ve hem de ben konuyu ‘Tarihselcilik’le bütünleştirdim, daha da zor oldu. Farkındayım. İki konuyu aynı anda ele alma derdinde değilim. İçki içmenin hükmü konusu, benim zihnimde, anlayışımda ve hayatın içinde olanrealite açısından tam da tarihselcilik alanına giriyor.

Evet, başlayalım.

Birileri sevinecektir.

‘İçki içmenin hükmü’ konusu, tarihselcilerin zihin karıştırmak için uydurdukları, ortaya attıkları konudur ve ‘karşısındayız’ diyerek mutlu olurlar.

Çünkü bir kesim tarihselci düşmanı, bir kesim tarihselci.

Haber Duruş sitesinde bir yazı vardı ve sonu şu ifadelerle sona ermekteydi: ‘RABBİM BİZLERİ BU SAPIKLARIN ŞERRİNDEN KORU’…

Evet, bu kadar abartmanın alemi ne.

Neyse, konumuz bu değil, ben sadece kamplaşmanın sınırını göstermek adına bu cümleyi yazıma aktardım.

……

Bu yazıyı isterseniz yazarının sesinden dinleyebilirsiniz de:

……

Bir İlahiyatçı yazar, Cemil Kılıç. ‘İslam’da İçki içmenin hükmü’ isimli bir makale kaleme aldı. Bana gelen birçok mesajda da, bu konu hakkında ne düşündüğüm, sorulur oldu. Sayı artarak devam etti ve ben de bugün kısaltarak ele almak istedim. Uzun şeklini, umarım basıldığı zaman, KİŞİ (Kişisel içtihat sistemi İslamı) İlmihali eserimde bulabilirsiniz.

Önce şu örneği vermek isterim.

1920’lerde kullanılan otomobilleri düşünün. Hani şu ince tekerlekli, farları göz gibi görünen ve kapıları tersten açılanlardan. Hadi diğelim 1930 olsun. O zamanları düşünün. Ve öyle bir zamanda, o otomobilleri kullanırken, biri çıkıyor ve şöyle bir soru yöneltiyor: ‘Koltuk ısıtması ve soğutması olan aracın, soğuk üflemeli kafa dayama yerinden soğuk hava gelmesiyle ense tutulması yaşar mıyız?’

Soru size de garip geldi, öyle değil mi?

1930’larda daha otomatik cam yok, klima yok, hiçbir lüks yok ve biri çıkıyor ve koltuk soğutmasıyla ilgili soru yöneltiyor.

Adama ne derler, bu soru için. Ya meczuptur, ya meczuptur.

Bütün olarak, tekrar ediyorum bütün olarak, müslüman toplumların durumu, İslam’ı anlamaları, İslam anlayışları 1930 lar gibi iken, ‘içki içmenin hükmü’ konusu da, işte o sorulan ‘koltuk soğutması’ suali gibidir. Garip mi desek, ilginç mi desek…

Bireysel olarak İslam anlayışları çok ileri boyutta olanlar vardır, tekrar ediyorum bütünsel müslüman toplumlar olarak durum farklıdır.

Zaten yazar da, bunu çok güzel ifade etmiş.

Haram olan birçok şeyi yapan müslümanlar, hamr (içki) konusunda farklı davranıyorlar.

Gelelim konuyla ilgili düşüncelerime:

Birincisi: Bu konu yeni bir konu değil. Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ortaya atılan fikirler sebebiyle, belki de gündem oldu. Ancak bu konu eskiden beri ele alınmıştır. Ebu Hanife, Şabi, Nehavi’nin bu konudaki (Nebiz ve hamr konuları) fikirleri, görüşleri bir hayli eski. Günümüzde ise bu konuyu, Adil Düzen Çalışmaları’nın teorisyenleri de ele almışlardı. Hem de sarhoşluğun nasıllığına varana kadar. Tavsiyem o kaynaklardan da okunması.

İkincisi: Bu konuyu düşündüğümde, hep söylediğim cümleyi tekrarlamak isterim. ‘Ayakları yere basan İslam yorumları’ gerekiyor.

Müslümanlar, müslüman toplumlar sanayileşme ve yeni hayat karşısında kabuklarına çekildiler ve sağlamcı olma yolunu seçtiler. Evet, uzun uzun anlatılması gerekiyor. Kısa makalede ele almak zor. Müslümanlar, yeni hayat tarzına karşı sağlamcı yolu seçtiler demek, riske girmemeyi yeğlediler demek. Garantici müslüman olmanın daha İslami olduğu görüşünü benimsediler. İşte bu yüzden de, Hamr-Nebiz konuları, müslümanların dışında kalan hayatın çizgileri içinde kaldılar. Yani şöyle ifade edeyim: matematikteki kümeler konusunu bilirsiniz. Müslümanları bir küme olarak zihninizde çizin, diğer hayatı da ve insanları da başka kümede. İşte Nebiz-Hamr konuları, iki grubun ortak kesişme alanında olan bir gerçeklik. Ancak müslümanlar kabuklarına çekilip, sağlamcı yolu seçtikleri için, bu iki grup arasında kalan Nebiz-Hamr konuları, diğer kesimin grup çizgisinin içinde kaldı. Müslümanlar, diğer grubun çizgisine dahi değmek istemedikleri için, bu konuları gündemden uzak tutmaya çalıştılar.

Burada şunu da belirtmek gerekir. Bugünkü müslüman olanlar, kendi aile geçmişlerindeki kişilerin nasıl hayat yaşadıklarını bilmiyorlar, belki birkaç kuşak öncesine kadar bilirler ama gerisi yok. O yüzden bu konuların yaşanan hayatta nasıl ele alındığını araştırma gayreti duymazlar. Ya da daha önce yaşayan müslümanların. Çünkü bu gibi konular, kitaplara çok da konu olmaz. Eski kitaplarda olsa bile, yeni eserlerde ele alınmamıştır.

Üçüncüsü: Müslümanlar, müslüman toplumlar ‘tepkisel İslam’ı benimseyip, yaşadıkları için; bu konuları ele alacak zamanları da olmamıştır, habituslarında birikimleri de.

Nedir tepkisel İslam?

Batı karşısında sürekli söz söyleme isteği, hırsı ve kazanma arzusu. Hamr, içki, Nebiz Batı kaynaklı olarak kabul edilir. Batı hep düşmandır ve bundan dolayı da şu genel prensip hemen ezberlere sokulur ve sorun çözülür, yok hatta sorun haline bile gelmeden konu kapanır: ‘Çoğu sarhoş eden herşeyin azı da haramdır

Dördüncüsü: Müslümanlar, müslüman toplumlar ‘Tarihselcilik’ düşmanlığı yaparlar ama ‘İçki içmenin hükmü’ konusunda tarihselciliği çok güzel benimsemişlerdir.

Nasıl mı?

Anlatayım.

Tarihselcilik kabaca şunu ifade eder: ‘Kuran’ın bazı hükümleri tarihin içerisinde, olaylarla gömülmüştür, bugüne hitap etmezler’. Tarihselciler, hukuk ile ilgili konuları bu yüzden pek kabullenmezler, ahlaki konuları çok daha fazla severler. Hani dalga konusu bile olan bir tabir vardır ya, ‘içimde içimde’; ‘İman ve İslam benim içimde’.

Müslümanlar da inancım içimde diyenlere acayip kıl olurlar, çünkü içte olan dışa yansır, görünmesi lazım düşüncesindedirler.

Müslümanlar şu fikri kesinlikle kabul etmezler: ‘Kuran’ın bazı ayetleri bugüne hitap eder, bazıları bugüne hitap etmez ve yok hükmündedir’. Ve bundan dolayı da tarihselciliği ‘sapkınlık’ olarak görürler, yazımın başında alıntıladığım gibi.

Haklılar mı, haklılık payları var.

Ama burada başka bir sorun ortaya çıkar. Be mübarek müslümanlar, sizler tarihselcilere tepki gösterip kızarsınız da, neden onlar gibi yaparsınız?

Neden böyle diyorum?

Hamr konusunda üç aşamalı ayet nüzulu olmuştur.

Bakara 219, sonra Nisa 43 ve sonrasında da Maide 90-91 (Ayetleri özellikle yazmıyorum ki, belki sizler kendiniz bakmak ve okumak istersiniz).

Müslümanların Hamr (içki) konusundaki tarihselciliği de işte burada başlıyor. İlk ve ikinci aşama ayetlerini yok sayarak, son aşama ayetini delil kabul ederek sonuca varıyorlar. Yani ilk iki aşamadaki ayetler günümüze hitap etmezler, aynı tarihselcilerin dedikleri gibi.

Günümüzde üç aşamalı hamr yasağı bütün olarak vardır.

Ben bunu şu şekilde anlıyor ve yorumluyorum:

İlk insan tipi için, onlar için zararı vardır ama faydaları vardır.

Diğer bir insan tipi için, ne söyleyeceğini bilinceye kadar namaza ve topluma yaklaşmasınlar.

Sonuncu insan tipi için de, hamr aranıza düşmanlık sokar, çok kötüdür ve bırakılmalıdır.

Nebiz konusunda ise benim anladığım kişinin kendi ‘limitini’ bilmesidir.

Şimdi diyeceksiniz ki, insanın limitini bilmesi nasıldır, ne demektir? İlahiyatçı hocalarımız böyle bir tabir kullanmazlar. İlahiyatçıların bu ortamlara girdiği mi var ki, limitini bilme diye bir tabire vakıf olsunlar? Kesişen gruplar örneğimi hatırlayın, müslümanlar ve ilahiyatçılar diğer grupla kesişmeyi bırakın, onlara değmek dahi istemezler. Ama hayat bütün olarak var ve İslam insanlık için gelmişse, ki hep bunu ifade ederiz ve Hz. Muhammed (sav) Veda Hutbesi’nde 20 kez ‘Ey İnsanlar’ nidasını kullanmıştır. Bu yüzden müslümanların ve ilahiyatçıların kendilerini toplumdan soyutlamaları ve kabuklarına çekilmeleri kabul edilebilir değildir.

Bu ve benzeri konular daha fazla konuşulup ele alındıkça, ‘Ayakları yere basar İslam anlayışları’ ibaresinin ne kadar yerinde olduğuna farkına varacağımız ümidiyle.

Sevgi ve Bilgiyle kalın

Önceki İçerikA. Misbah Gidiyor… Kadıköy ve Beşiktaş’ta Bir Endişe!
Sonraki İçerikParmak izini kopyalayabilen yeni sistem..
Sinan Eskicioğlu kimdir? 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun

5 YORUMLAR

  1. Sinan Hocam daha keskin ve net ifadelere ihtiyaç var. Limitimizi aşmayacak kadar içebilirmiyiz? O dediğiniz bence çok doğru, aşırı sağlamcılık; buradan hareketle söylenen bazı insana ters gelen şeyler; 3 cuma üst üste gitmezsek dinden çıkarız, içki içilince 40 gün namaz kılınmaz vb..ve bir imamdan bu tarz şeylerin avamı alıkoyması için söylendiğini filan duymuş idim. Yani öyle bir şey yokmuş ama insanlar cumadan uzaklaşmasın ya da içkiye yaklaşmasın diye tedbiren söylenmiş kurallar imiş…mesela bir dönem kolonyaların bile abdesti bozduğunu, haram olduğunu söyliyenler var idi. Bazı ilaçlarda da alkol var, mesela çok sık kullanılan bir bitkisel kökenli trankilizan bir ilaçta, bazı antiseptiklerde alkol vardır. Numan Ali Khan isimli bir İslam alimi diyelim; onun bir röportajını dinlemiş idim; “günümüz İslam alimleri 200-300 yıl öncesinin diliyle konuştuklarından günümüz gençleriyle iletişim kuramıyorlar ve İslam gençlere göre uygulanması imkansız kurallar biçiminde algılanıyor, ne yaparlarsa yapsınlar günaha girmekten kendilerini koruyamayacaklarını düşünüyorlar” demiş idi. Lakin fıkhi konulardaki söylemlerinde orjinalden çok farklı ölçütler yok tabii. Lakin alkol konusunda peygamberimizinde(sav) bir çok hadisi var ve benim bildiğim alkolle ilgili son ayet geldikten sonra sahabiler hiç içki içmemişler. Ve kesin haram, 9 büyük günah içinde geçiyor. Kişi ilmihalinizi sabırsızlıkla bekliyoruz.

  2. Yazarın yanıldığı şey, içkinin bu gün de aşamalı olarak ele alınması olmuştur. Burada bize örnek olacak 3 evre, topyekün veya bağımlılık seviyesindeki haramların hemen değil, aşamalı olarak yasaklanması olmalıdır. Müfessirlerin bu konudaki değerlendirmelerine bakılırsa bu durum zaten görülecektir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here